26 Ekim 2015 Pazartesi

Uzun Zaman Sonra Son Yazı

Blogumun son yazısı. Madem burası benim blogum, son olarak üç beş şey yazmam gerek. Yazacak olduklarım kafamdaki düşüncelerin binde biri bile değildir, fakat içimi dökebileceğim tek yer bu blogum. 

Maceram boyunca beni takip eden, blogumu okuyan herkese çok teşekkür ederim. En azından 3-5 kişiye az da olsa yardımcı olabildiysem veya yazılarım okunurken zevk verdiyse ne mutlu bana.

Döneli neredeyse 3 ay oldu. O kadar özledim ki...

Bir insan sadece 2 ay kaldığı bir şehri ne kadar özler ki? Ben sanki memleketimden ayrılmış gibi özlüyorum... Sanki bir parçam orada kaldı... 

Her an, yaptığım her şeyde aklımda... Her adımımda orada yaşadıklarım, arkadaşlarım, o güzel şehir aklımda...

Mesela marketten çikolata gördüğümde orada yediğim binbir çeşit çikolata aklıma geliyor. Basit bir örnek vereyim dedim. Yolda yürüyorum, karşıdan karşıya geçerken yol vermeyen, hatta beni ezmek için gaza daha fazla basan arabaları görünce aklıma geliyor. Sürekli terör olayları duyunca, televizyonda gün boyu tartışan siyasetçileri gördükçe oradaki ortam aklıma geliyor. 

Amerika'da herkes sokakta tanımadığı insanlar bile olsa birbirine selam verir. "How u doin'?" der. Oradan alışmış olduğum bir şey olacak herhalde, sokakta insanları gördükçe iyi günler diyesim geliyor ama artık demiyorum. Geçen eczanede birine dedim, kadın hiç cevap vermedi, üzerine de gıcık bir bakış attı. Sanki küfrettik. Yani selamı alsan en azından bir karşılık olarak bir kafa sallasan ne olacak... Bir de "bizim milletimiz kadar sıcakkanlı, misafirperver bir millet yoktur" demiyorlar mı... Ölüp bitiyorum işte bu trollere...

Ford Mustang ülkemizde satışa çıkmış. Arabanın Amerika'daki fiyatı 25 bin dolar, Türkiye'deki fiyatı 130 bin dolar. Yani arabanın üzerinde %500 vergi var. İlk duyduğumda şaka sanmıştım, internet sitesinden teyit ettiğimde inanamadım.

Amerika'daki arkadaşıma iPhone aldığımı söylediğim zaman "burada ne güzel çok ucuzmuş" dedim. Arkadaşım "ucuz mu?!?!?" şeklinde bir yorum yaptı. Bunu söyleyen kızın evinde herkesin arabası var, müstakil evde oturuyor, evlerinde havuzu bile var. Yani normal bir Amerikalı standartlarında yaşıyor. Fakat telefona 550 doları pahalı görüyor. Bizim ülkemizdeki pahalı fiyatlara o kadar alışmışız ki, bir telefona 1600 lira civarında para vermek normal geliyor bize. Şimdi iPhone 6s çıkmış, ona 3100 lira vereni var. Asgari ücretle çalışan bir adamın üç aylık maaşı. Fakat senelerdir pahalı telefonları göre göre çok da garip gelmiyor. Burada telefona para harcayanlara değil sözüm, paran vardır alırsın bana ne. Asıl demek istediğimi anlayan anladı.

Okul desen fetocu ve terörist dolu. Bilkent Üniversitesi fetocuların yuvalandığı yerlerden biridir. Bir de pkklı teröristler var. Onlardan da bolca var. Böyle boktan bir okulda okuyorum işte. Zurnanın sesi uzaktan hoş gelirmiş. Dışarıdan baksan Türkiye'nin en iyi okullarından biri. İçinde Berkecanlar Pelinsular cirit atıyor. Sen bir de gel de bana sor...

"Fakir" kelimesi gençler arasında küfür anlamında kullanılmaya başlanmış, sosyal medyada özellikle. Altı yedi sene önce böyle bir şey yoktu. Bu kadar aşağılık, acınası bir hale gelmişler. Bu toplumun geleceği onlar... Yazık lan... Bu aralar aşırı derecede rahatsız ediyor bu saçmalık.

Bir de afedersiniz ama kendisi çok bi sikime derman oluyormuş gibi önüne gelene "çomar" diyen embesiller var. Bunlar en sinir bozucu kesim. Bir de "Anadolu çomarı" diyerek ayrıştırmıyorlar mı... 

Bu ülkede "Türküm" veya "Müslümanım" diyebilmek cesaret isteyen bir şey halini aldı. Eşcinseller veya Ateistler ile aynı fikirde olmazsan linç ediliyorsun. Ulan şu geri zekâlı Amerikalılar bile 11 Eylül saldırılarını hala Arapların yaptığına inanıyor, ona rağmen kendi ülkemde "Türküm" dediğim için aldığım tepkiyi Amerika'da almadım lan... Kaldı ki Amerikalılar Türkleri Arap kabul eden bir toplum. Ona rağmen bir ırkçılık/dışlanma görmedim. Gel de "Türküm" diye Türkiye'dekilere söyle. Hemen başlarlar "ehö ehö senin baban orta asya'dan gelmedi gözlerin çekik değil yıl olmuş 2016 ırk mı kaldı" diye. İşin trajikomik yanı, bunları söyleyen kişilerin ülkede "Atatürkçü" geçinen kesimden olması. Yani "Ne mutlu Türküm diyene" demiş bir insanın ilkelerini takip eden insanlar gelip de "günümüzde Türk diye bir şey kalmadı" kafasındalar. Yazık yazık çok yazık

Bizim ülkemizdeki insanların %90'ı bedavaya günahını bile satmaz. Bundan alışık olduğum için Amerika'ya gidince her yerde suyun bedava olmasına bir süre inanamadım 2-3 yerde parasını ödemeye çalıştığımı hatırlıyorum. Sonradan alışabildim. Sadece bu değil, basit bir örnek daha vereyim. Amerika'dayken üzerinde Los Angeles modeli var diye, hatıra olarak da saklarım diye Starbucks kart almıştım. O kartı epey bir kullandım çünkü Starbucks'a çok gidiyordum. Ülkemizde aşırı lüks gözüken yer orada sıradan bir yer, her 50 metrede bir var. Türkiye'de içinde zengin insanları görürsün, Amerika'da içerdekilerin yarısı evsizdir. Bedava su için gelirler genelde. Amerika'da Starbucks kartı olana her 8 içecekte bir bedava içecek veriyorlardı. Ayrıca haftanın en az 2-3 günü de mail geliyordu, şu gün şu içeceği %50 indirimle alabilirsiniz, şu gün içeceğinize şunu bedavaya ekletebilirsiniz falan diye. Doğum günüm geldiği zaman (doğum günümde Türkiye'deydim) bana mail geldi istediğiniz içecek bedava yanına istediğiniz kurabiye/pastayı da alabilirsiniz içeceğinize isterseniz bedavaya extra shot ekletebilirsiniz diye. Türkiye'de Starbucks'a çok gitmememe rağmen Starbucks kart alayım dedim, bir ücreti yok sonuçta sadece içine ilk başta para yükletme zorunluluğu var. Durum şöyle, kartı alınca ilk 3 alışverişinize yıldız vermiyorlar, ondan sonra her alışverişinize bir tane yıldız veriyorlar. Kartınızda 15 yıldız birikince bir tane bedava içecek alabiliyorsunuz. Yani bedava içecek için 18 kez alışveriş yapmanız lazım. Ayda yılda bir de mail geliyor şu gün şu ürün indirimli diye. Sonradan öğrendim ki bu Starbucks franchise usulü çalışmıyormuş. Bunu öğrenince Türkiye'deki duruma şaşırmadım. Gereksiz bir örnek fakat zihniyet farkını anlatmak için uzun uzun yazdım.

Parka gidiyorum yürüyüş yapayım diye 8-9 yaşlarında çocuklar gelip sigara istiyor. Gelen geçen kadına küfür eden terbiyesiz şeyler söyleyen ellerinde bıçak taşıyan adamlar var. Yürüyüş için başka yere gidiyorum artık. Değişiklik olsun diye parkı seçeyim dedim ama hata yapmışım burası Türkiye sonuçta. Bir de Amerika'ya tehlikeli derler ya gülesim geliyor. Orada kadınlar gece yarısında ünlü caddelerde rahatça gezebiliyor. Ankara'da bir Kızılay'a gece inin bakayım kadınlar rahatça gezebiliyor mu? Kaç kez kadınların taciz edildiğini gördüm Ankara'nın en kalabalık, en canlı yerinde. Amerika'da tehlike yok mu? Var, elbette var. Ama orada bir düzen var. İnsanlarda polis korkusu var. Belli saatlerde belli mekanlarda dolaşmazsan başına bir şey gelmez. En azından oralarda terör yok, birbirini yiyen, kutuplaşmış, ayrışmış bir toplum yok... Herkes kendi havasında, kimse birbirinin görüşlerine karışmıyor. Yolda yürürken dibinde bomba patlaması tehlikesiyle yürümüyorsun. Kaldırımda yürürken otobüs gelip 10-11 tane insanı ezmiyor vs vs. Daha da çok artırılır bu örnekler. Uzun oldu ama basitçe örnek vereyim dedim. 

Şimdi gelip "siktir ol git o zaman, ülkenin sana mı ihtiyacı var sen bu ülkeye kurban ol siktir git seni tutan mı var" falan diyen arkadaşlar muhakkak olacaktır. Onlara küfretmek istemiyorum. Gerek de yok. Öyle düşünen varsa siteden direkt çıksın zaten. Türkiye'deki hayatlarından memnunlarsa ne mutlu onlara. Ayrıca da merak etmesinler, imkan bulur bulmaz gideceğim zaten. Mesele o imkanı nasıl bulacağımda...

Malesef hukuk okuyorum. Bu bölümü okumayı kendim istemedim hiçbir zaman, tamamen aile zoruyla seçtim. Bunun ayrıntılarına girmeyeceğim. Yurtdışı kapısı en kapalı bölüm. Yani mühendislik okusam, siyaset bilimi veya onu bile geçtim işletme okusam falan yine bir şekilde yurtdışına gidilir. Malesef her ülkenin hukuku farklı olduğu için yurtdışında bir yerde hukukla ilgili bir meslek icra etmek çok çok zor. Kader diyelim. Yapacak pek bir şey yok. Bir gün karşıma bir imkan çıkması en büyük hayalim. Hayatım boyunca yaşadıklarım, bana hayatta asla ve asla umutsuzluğa kapılmamam gerektiğini öğretti.

Siz de imkanınız olursa, ilk fırsatta gidin gezmeye, görmeye, dil öğrenmeye veya yaşamaya... Hayata bakış açınız değişecek, ufkunuz genişleyecek... İskandinavların çok güzel bir sözü var: "Yalnız ölü balık akıntıyı takip eder"...

Yine yurtdışına gidersem, gezi amaçlı olsun veya uzun süreli kalma amaçlı olsun(bu ikincisi biraz zor artık) yine deneyimlerimi paylaşacağım. Fakat onlar için başka bir blog açarım ve linkini de buradan mutlaka paylaşırım. Bu blog böyle tadında kalsın. Başka konularla bozmaya gerek yok diye düşünüyorum.

Bir de yorum kısmında mail adresimi vermiştim. Gelen mailleri cevaplıyorum hep ama bokunu çıkardılar artık. Adamın biri "gitarımın teli koptu napayım" yazmış. Ne diyeyim ben şimdi? Götür de iç çamaşırına lastik yap mı diyeyim? 

En çok gelen soru tipinden biri de "kızları güzel mi?" Ona da genel cevap; EVET çok güzeller. Gerçi güzellik göreceli bir kavram ya, neyse. Yine de her çeşit kız (zencisi, sarışını, esmeri, kızılı, asyalısı) olduğu için bu soruya direkt evet diyebilirim.

Uçak bileti almayla ilgili soru geldi ama arkadaşlar ben bu konuda uzman değilim. Bu konuda diyebileceğim tek şey, uçak biletini güvenilir bir siteden/firmadan alın. Hatta ve hatta bana kalırsa sadece havayolunun kendi sitesinden alınmalı. Aracı siteler tehlikeli olabilir. Bazı aracı siteler vergisiz fiyatlar koyarak insanları dolandırıyorlarmış. Aman dikkat. Ben THY'den direkt uçuş aldığım için böyle bir problemim olmadı.

Los Angeles'ın nerelerini gezdin diye soran 4 kişi oldu. İlginç bir soru. Ne işe yarayacağını bilmiyorum ama bir daha soracak olan olursa diye yazayım:

Los Angeles County içersinde olan gezdiğim şehirler;

- Hollywood
- West Hollywood
- North Hollywood
- Universal City
- Beverly Hills
- Santa Monica
- Venice Beach
- San Marino
- Pasadena
- Downtown
- Long Beach
- Valencia
- Culver City
- Inglewood (havaalanı burada olduğu için buranın içinden geçmemiş olmanızın imkânı yok)
- Westwood
- Glendale (içinden geçtim). 

Maillere gelen sorularınıza 1 hafta içerisinde cevap vermezsem bilin ki sorunuzun cevabı blogumda var. Zaten blogumda Los Angeles ve dil eğitimi hakkında sorulabilecek soruların %90'ınına cevap olduğunu düşünüyorum. Başka şeyler de aklıma gelirse edit olarak ekleyeceğim. "Gitar telim koptu napayım" gibi trollere de cevap veremeyeceğim malesef. Onun dışında aklınıza takılanları sorabilirsiniz her zaman yardıma hazırım.

En çok okunan yazım: Amerika'da Telefon Kullanmak/iPhone Almak

Blogumun arka planındaki yer: Malibu Sahili

EDITBaşıma gelen tatsız bir olay yüzünden Facebook'taki arkadaşlık isteklerini kabul etmiyorum. Benimle iletişim kurmak isterseniz e-mail yollayabilirsiniz.

Tekrardan maceram boyunca beni takip edenlere, bana destek olanlara teşekkür ederim. Adamsınız hepiniz. Her şey gönlünüzce olsun.

Son olarak da baktıkça içimi sızlatan bir fotoğrafla (ben çekmedim) blogumu tamamlıyorum.



"Twenty years from now you will be more disappointed by the things you didn't do than by the ones you did do. So throw off the bowlines. Sail away from the safe harbor. Catch the trade winds in your sails. Explore. Dream. Discover."  Mark Twain

Bir Yıl Sonraki EDIT: Bugün 5 Haziran 2016 ve Amerika'ya gideli neredeyse 1 yıl oldu. Gittiğim tarih 14 Haziran 2015'ti. Herhalde hayatım boyunca unutamayacağım bu tarihi...

Bu süre içerisinde ne oldu? Yaklaşık iki hafta önce Almanya'daydım. Los Angeles'ta tanıştığım Alman ve Meksikalı arkadaşlarımla buluşmaya gittim. Kim tahmin ederdi böyle arkadaşlar edineceğimi? Kim derdi ki "Amerika'ya gideceksin orada arkadaşlar edineceksin sonra onlarla dünyanın başka bir yerinde buluşacaksın" diye... Yaklaşık 6 gün kaldım ve herhalde hayatımın en güzel günleri arasına girecek harika günler geçirdim. Belki de Los Angeles'a gitmeseydim bu arkadaşları edinemeyecektim. 

Hayata bakış açım zaten çok değişmişti geldiğimden beri. Bu son Almanya gezim (arada günübirlik Danimarka'ya da gittim) de bana Los Angeles'ın hayatımda verdiğim en doğru karar olduğunu ve hayatımı değiştirdiğini hatırlattı...

19 Eylül 2015 Cumartesi

İngiltere mi Amerika mı? Dil Eğitimine Gideceğim Ama Nereye Gitsem?

Bu yazımda insanların karar verirken biraz güçlük çektiği bir konuya değiniyorum. Dil eğitimine gideceğim ama nereye gideyim?

Şimdi burada ben kendi beğenilerime göre yazacağım. Herkesin beğenisi, ihtiyaçları farklı olabilir ona göre karar verirsiniz. Ben sadece bilgiler vereceğim.

İlk başta kendi ana düşüncemi de belirteyim. Avrupa ülkeleri tarihî yönleriyle bilinirler. Tarihi güzellikleriyle. Bu ülkeler 500-600 yıldır güzelce korunmuştur. Halkı bilinçli çünkü. Bizdeki gibi ortalıktaki tarihî eserleri yıkıp yerine apartman dikmemişlerdir.

Herneyse, bu Avrupa ülkelerinin tarihi olması dolayısıyla bir güzelliği var. Amerika ülkelerinde bu tarihî hava yok. Yani tarihî binalar vs arıyorsanız Amerika kıtasını silin baştan. Ne ABD'de ne de Kanada'da tarih bulursunuz.

Fakat şöyle bir şey var, Avrupa'ya 10 yıl sonra da gitseniz aynı Avrupa'yı göreceksiniz. Sadece insanlar değişmiş olabilir, göçmen akımından dolayı.

Amerika öyle değil. Çok hızlı değişiyor. Asya ve Afrika ülkeleri de öyle mesela.

Donald Trump da seçilirse ülkeye Müslümanları almayacağını söyledi mesela. Avrupa'da böyle bir şey söz konusu olabilir mi? Kesinlikle hayır. Halbuki ABD'de de bir sürü Müslüman var Avrupa'da da. İşte Amerika kıtası ve Avrupa kıtasının farkı bu. Avrupa değişmez, 500-600 sene önce ne görmüşse insanlar aynısını görüyorsunuz. Amerika'da bu yok.

Dolayısıyla gezmeye merakınız varsa fırsat varsa elinizde ABD veya Kanada'ya gidin derim ben. İngiltere'yi gezmek isterseniz eninde sonunda bir gün gidersiniz. Otuz sene sonra da gitseniz bir şey değişmiş olmaz. Amerika öyle değil ama.

Şimdi ben Los Angeles'ı neden seçtim? Nedenlerimi sayıyorum;

1) İngiltere çok yakın, günün birinde nasıl olsa her türlü giderim. Uçak bileti desen çok ucuza bulunuyor, günde 30 küsür uçuş var. Fakat Los Angeles'a ileride kendi paramla gidebilmek için herhalde uzun süre çalışmam gerekir ki o parayı biriktireyim. Hazır babam gönderiyorken buraya gideyim dedim. Ne de olsa ileride hiçbir şekilde gidemeyeceğim bir yer, ulaşımın sıkıntı, uçak biletlerinin çok pahalı olması nedeniyle. İngiltere'ye bir gün iş amaçlı veya gezme amaçlı bir şekilde gidilir görülür zaten.

2) Kapalı, yağmurlu havadan nefret ediyorum. İngiltere'de yazın hava güneşli falan demeyin sakın, kardeşim gitti biliyorum o yüzden nasıl olduğunu. Hem soğuk hem yağmurlu. Şimdi ben yaz tatilinde yağmurlu yerde kalacaksam nasıl tadı çıkacak? İklimi Los Angeles'ı tercih etmemde önde gelen sebeplerden biriydi.

3) Avrupa'da bir sürü ülkeye gittim. Aralarında tek değişik olan yer Hollanda idi. Diğer tüm ülkeler birbirinin aynısı. İşte ne bileyim Paris'in Brüksel'den farkı içinde Eyfel kulesi olması mesela. Hiçbir şekilde ilgimi çekmiyor artık. Paris, Madrid, Brüksel vs hepsi birbirinin aynı. İnternetten fotoğraflardan gördüğüm kadarıyla İngiltere de bu ülkelere benziyor. Bu yüzden içimde başka bir kıta, başka bir dünya görme hevesi doğdu. Kaldı ki yukarıda belirttiğim Avrupa'nın hep aynı kalacağı fakat Amerika'nın sürekli değiştiği faktörü de var.

Avrupada farklı olan yerler, bana kalırsa; Hollanda, İspanya'nın Barcelona şehri, İtalya ve İskandinavya kısmıdır. Geriye kalan her yer birbirinin aynısı, bana göre.

4) Ben gökdelenlerden nefret ederim. Bu yüzden New York'u otomatik eledim fakat Amerika'da her şehirde gökdelen var. Hatta Amerika bununla o kadar özdeşleşmiştir ki ABD denince akla gökdelenler, ihtişamlı binalar gelir. Fakat bu ABD'nin içinde gökdelen olmayan bir şehrini keşfettim: Los Angeles! :D Los Angeles'ın sadece downtown bölgesinde (bir de belki Century City'de de gökdelen var denilebilir) gökdelenler vardır. Fakat Los Angeles o kadar büyük bir şehir ki, içinde gökdelen yok diye rahatça denebilir. Binaların çoğu inanılmaz kısadır, 4-5 metre boyunda. Geriye kalan kısmı da bizim ülkemizdeki apartmanların boyunda. Bu faktör Los Angeles'ı seçmemde önemli bir rol oynadı. Burada da gökdelen olsaydı ABD'ye gitmezdim belki de.

5) Palmiye ağaçları. Bu ilginç bir neden fakat palmiye ağaçlarına b-a-y-ı-l-ı-r-ı-m!!! Gördükçe tatil beldesinde gibi hissediyorum :) Kaç kez sırf palmiye ağaçlarının fotoğrafını çekmişliğim vardır.

6) Los Angeles'ta çok güzel sahillerin olması. Dalga ve akıntı yüzünden yüzemedik gerçi, orası ayrı.

7) Los Angeles'ın hem San Francisco hem San Diego hem de Las Vegas'a yakın olması. Konumunun bu şehirleri gezebilmek için çok iyi olması. San Francisco'ya otobüsle 8 saat, San Diego'ya 3 saat, Las Vegas'a da 4 saat. Las Vegas'a gitmedim gerçi.

8) Dünyanın öbür ucu olması :D Buraya kadar gidersem her yere giderim artık diye düşündüm. Aynı zamanda gitmeden önce hakkında çok tehlikeli bir şehir olduğunu duymuştum. Burada tek başıma yaparsam her yerde yaparım diye düşündüm. Hoş, şehirin çoğu bölgesi bana kalırsa Ankara'dan daha güvenli bir yer.

Benim nedenlerim bunlardı. Fakat daha önce de dediğim gibi, dil eğitimi için Los Angeles'ı önermiyorum çünkü toplu taşıma inanılmaz kötü. Eğer benim gibi yürümeyi çok seven biriyseniz, gidebilirsiniz. Fakat her gün en aşağı 2 saat yürümeyi göze alamıyorsanız, gitmeyin. Ben çok geziyordum, günde toplamda 5 saat yürüdüğüm oluyordu. Gece gündüz fastfood yememe rağmen tek kilo almadan döndüm ülkeme bu sayede. Yürümeseydim obez olmuştum. Günde yaklaşık 5000 kalori alıp da tek kilo almadan dönmenin tek açıklaması her gün saatlerce yürümek. Toplu taşımanın daha gelişmiş olduğu San Francisco veya San Diego'yu öneririm. Daha öğrenci dostu şehirler bunlar.

Şimdi dil eğitimi için ABD-Kanada-İngiltere karşılaştıralım;

1) ABD'de kulüplere girmek, alkol satın almak ve araba kiralamak için yaş sınırı 21'dir. Eğer bu yaşın altındaysanız ve alkole kulüplere veya araba kiralamaya merakınız varsa (Los Angeles'ta araba kiralamak elzem) ABD'yi eleyin.

2) Yaşam pahalılığı açısından sıralama: İngiltere>ABD>Kanada

3) İngiltere daha yakındır, dolayısıyla oraya olan uçuş sayısı daha fazladır ve uçak biletleri daha ucuzdur.

4) Neresine giderseniz gidin ABD diğer ülkelerden daha tehlikelidir. Tehlike açısından sıralama yapacaksak: ABD>Kanada>İngiltere

İngiltere'de gecenin birinde sokakta rahatça gezebilirken Los Angeles'ın çoğu bölgesinde bu biraz zordur. Bunu diyebilmemin sebebi ise kardeşimin de İngiltere'ye gitmiş olması.

5) İngiltere'de dil okulu daha fazladır. Makul fiyatlı okulları daha rahat bulursunuz. ABD'de de çok fazla var ama İngiltere'de daha fazla. İngilizcenin anavatanı olması nedeniyle.

6) İngiltere yazın yağmurlu ve kapalı havaya sahiptir. ABD'de hava güneyinde her zaman, kuzeyinde de yazın büyük bölümü güneşlidir. Kanada hakkında çok bilgim yok ama orada da güneşli olduğunu düşünüyorum. Sonuçta okyanusal iklim olduğu için İngiltere'nin havası kapalı.

7) Dindar biriyseniz, daha fazla Müslüman yaşadığı için helal yemeği İngiltere'de daha rahat bulursunuz. ABD'de de helal yemek çok var ama kişinin tanımını neye göre yaptığına bağlı. Kimisi Müslüman kasabın kestiği et dışında et yemiyor. Kimisi için de domuz eti olmadıktan sonra eti kimin kestiği, nasıl kestiği önem arz etmiyor. İkinci grupta olanlar zerre et sıkıntısı çekmez ama birinci gruptakiler, yani Müslüman kesmedikçe yemem diyenler için durum epey zor. Hatta çok zor. Los Angeles'ta doğru düzgün cami bile yok, o kadar Müslüman olmasına rağmen. Olan birkaç cami de ev şeklinde. Adamlar evini cami yapmışlar, küçücük bir salonda namaz kılınıyor.

8) Eğer tarihi binalara ilginiz varsa İngiltere, gökdelenlere ilginiz varsa ABD (özellikle doğu yakası) ve Kanada. Eğer ikisi de ilginizi çekmiyorsa, Latin kültürünü hissetmek istiyorsanız, GTA: San Andreas'ı yaşamak istiyorsanız Los Angeles :D

Bu yazı da bu kadarlık oldu. Aklıma başka faktör gelirse ekleyeceğim. Şimdilik bu kadar. Birilerine faydalı olması dileğiyle,

İyi günler